Jack Kerouac etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Jack Kerouac etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

ALTIN SONSUZLUK






Sonsuz sonsuzlukta, her şey ve tüm gerçek kanunlar üç yönden hiçbirşeydirler. Onlar ZAMANIN UNSURLARI olarak varolmazlar çünkü bulunabilenden ve kavranabilenden daha ileri bir atom yoktur. O boşluk, madde, ve bir de boş uzaydır. AKLIN UNSUR
LARI olarak varolmazlar, çünkü kavrayan ve onları gören akıl bunu görerek, duyarak, dokunarak, koklayarak, tadarak, zihnen farkederek yapar ve bu akıl olmadan onlar görülmez, duyulmaz, hissedilmez, koklanmaz, tadılmaz ve zihnen farkedilmezlerdi. Onlar gerçekte onları gören akla bağlıdırlar, kendi başlarına bir hiçtirler, gerçekte sadece zihnin görüntüsüdürler, gerçekte aklın boş görüntüleridirler, cennet bir görüntüdür, herşey bir görüntüdür. Bu sonsuz ama gerçekte boş evrende yeryüzünde yıldızların altında oturan bir adam olduğumu düşünmem ne anlam ifade eder? O benim boş ve uyanık olduğum anlamına gelir. Boş ve uyanık olduğumu biliyorum, başka hiçbirşeyle aramda bir fark yok anlamına gelir. O herşeyin olduğu yere ulaştığım anlamına gelir. 

Jack Kerouac'tan Ted Barrigan'a

Batıl inançlarım? Dolun aydan kuşkulanır oldum. Dokuz rakamı ile ilgili bir takıntım var ama Balık burcu olduğumdan yediden şaşmamamı söylüyorlar bana; günde dokuz kere tersten yere eğilirim mesela; yani, banyoda amuda kalkar, ayak parmaklarımın ucuyla zemine dokunurum, dengemi muhafaza ederek. Bu yogadan öte bir şey, atletik bir başarı, "dengesiz" olduğumu kimse iddia edemez. Açıkçası aklımı yavaş yavaş kaçırdığımı düşünüyorum. Bir başka rituelim, akıl sağlığımı ve enerjimi muhafaza etmem konusunda İsa'ya dua etmek, öyle ki aileme destek olmayı sürdürebileyim: yani felçli anneme, eşime ve etraftan eksik olmayan kedi yavrularına. Oldu mu?
‎"Ben de çok özgür kaldım, çok dolaştım, çok açıldım. Zihnimin içine çöreklenmiş o eski dünyayı yerinden söküp attım. Galiba hep mutluluğu aradım ama mutluluğun yolu, mutluluğun harika, garip bir düş olduğunu anlamaktan geçiyor. Zaman ise tozun bile demirden olduğu katranlı bir çukur sadece.

Yolda








“söyle söyle, çekinme.” bütün bunları söylerken kafamı yemekten kaldırmadım. kendimi hayvan gibi hissediyordum.
“ağlıyordum,” dedi dean.
“yok canım, daha neler! sen hiç ağlamazsın ki!”
“öyle mi dersin? neden ağlamazmışım?”
“ağlayacak kadar canın yanmaz da ondan. 
 

"az sonra esaslı bir gece çökecek, dünyayı kutsayan, bütün nehirleri karartan, tepeleri sarıp sarmalayan, son kıyıyı da kaplayan gece, ve kimse kimseye ne olacağını bilmeyecek"

Eski püskü bavullarımız gene kaldırıma yığılmıştı; daha gidecek çok yol vardı önümüzde. ama önemli değildi, çünkü yol hayattır.” 





Zen Kaçakları






Her yerde gezip duran küçücük benliğin yakınmalarından bana ne? beni saran şey şimdi dışa-esmelik, ilişki-kesmelik, budanmışlık, çıkarılmışlık, söndürülmüşlük, durdurulmuşluk, olaysızlık, yitmişlik, çıkmışlık, bağını koparmışlık, nir-lik, vanalık, koptu! düşüncelerimin tozları birikerek topraklaşıyor diye geçiriyorum ve bakıyorum gülümsemişim; çünkü işte sonunda beyaz bir ışık sarmış heryeri herşeyi, görmekteyim  sf 168


 .Berkeley'deyken Alvah Goldbook'la birlikte, onun ufacık, güllerle çevrili kulübesinde kalıyordum. Milvia Sokağı'nda büyücek bir evin arka bahçesindeydi evcağızımız. Kulübenin önündeki iyice çürümüş veranda, öne doğru yatmış, sarmaşıkların içine girmiş.(...)
Önümüz yeni olgunlaşan domates fideleriyle dolu, bir de naneler, naneler... Her taraf nane kokmakta.

Yer Altı Sakinleri - Jack Kerouac

Yeni bir başlangıç yapmak, yağmurda sıfırdan, etten başlamak: “Neden incitmek istesinler ki benim küçücük yüreğimi, ayaklarımı, küçücük ellerimi, beni saran tenimi; hem Tanrı da benim içeride, sıcacık olmamı istiyor; ayak parmaklarım da. Tanrı niçin her şeyi böylesine çürümeye, ölmeye, incinmeye müsait yaptı ve farkına varıp haykırma mı niçin istiyor? Neden bu vahşi toprak ve çıplak bedenler ve kırılmalar? Yaradan tatmin olduğunda, babam çığlık attığında, annem düş kurduğunda ben titredim. Küçükten başladım, büyüdüm, şiştim ve şimdi kocamanım ve bir kez daha, olsa olsa ağlayıp korkan çıplak bir çocuğum. Ah!… Koru kendini zararsız melek, sen ki kendini kabuğu ve incecik peçeli acısı içinde ki bir diğer masumu asla incitmemiş ve incitmeyecek olansın. Üzerine bir urba geçir balkuzum ve kendini yağmurdan koru ve bekle, babacığın yine gelene dek, anneciğin seni ay vadisinin içine sıcacık atana dek, sabırlı zamanın çemberinde dön, sabahları mutlu ol.”